Yazar "Mete, Burak" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 6 / 6
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Akne Vulgaris Tanılı Hastalarda Psikolojik Acı, Rıminasyon ve Suicid ile Akne Şiddeti Arasındaki İlişkisi(2024) Mete, Burak; Uğur, Kerim; Kartal, Fatma; Kalaycı, Bülent Nuri; Salcan, TarıkAmaç: Akne vulgaris intihar riskini önemli ölçüde artıran dermatolojik hastalıklar arasında yer almaktadır. 18-36 yaş arası akne vulgaris hastalarında intihar riski ile akne şiddeti, psikolojik acı ve özellikle brooding ruminasyon arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamız 103 akne vulgaris hastası ve 87 sağlıklı kontrol ile gerçekleştirildi. Çalışma verileri Sosyodemografik Veri Formu, Global Akne Skorlama Sistemi (GASS), İntihar Olasılığı Ölçeği (SPS), Psikolojik Ağrı Ölçeği (PPS), Ruminasyon Tepki Ölçeği-Kısa Form (RRS-SF) ve Beck Depresyon Envanteri ile toplanmıştır (BDI). Bulgular: Hasta grubunda kara kara düşünme, toplam SPS puanları ve Umutsuzluk, düşmanlık alt ölçek puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p değerleri; 0.035, 0.006, 0.032, 0.007). Hasta grubunda BDÖ puanı kontrol edildiğinde GASS ile ölçek puanları arasındaki korelasyonlar incelendiğinde, SPS umutsuzluk ve düşmanlık alt ölçek puanları ile toplam SPS puanı ile PPS ve kara kara düşünme puanları arasında pozitif yönde zayıf ilişkiler olduğu görüldü (p:0.003) ; r: 0.270), (p:0.014; r: 0.218), (p:0.010; r:0.229), (p:<0.001; r:0.389),(p:0.001, r:0.304), (p:0.010; r:0.229). Brooding ruminasyon, PPS ve GASS puanlarının, çoklu doğrusal regresyon modeli yapılandırılmış toplam SPS puanı tahminine anlamlı katkı sağladığı belirlendi. Sonuç: Dermatoloji kliniklerine başvuran akne hastalarının intihar riski yüksek olabileceğinden bu hastaların psikiyatri kliniği tarafından takip edilmesi önemlidir. Akne tedavisine ek olarak ruminatif düşünce ve psikolojik acıyı azaltmayı amaçlayan terapötik müdahaleler intihar riskinin azaltılmasına önemli ölçüde katkı sağlayabilir.Öğe Bir Üniversite Hastanesindeki Sağlık Çalışanlarında Ramazan Orucunun Ruh Sağlığı Üzerine Etkileri(Sakarya University, 2021) Kartal, Fatma; Demirbay, Sümeyye; Mete, Burak; Özcan, Cemal; Ünal, SüheylaAmaç: Ramazan orucunun hem fiziksel hem de ruh sağlığı üzerinde değişikliğe sebep olduğu bilinmektedir. Ramazan orucunun genç erişkin sağlık çalışanlarında ruh sağlığına etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma İnönü Üniversitesi Turgut Özal Araştırma Hastanesi genç erişkin (25-45 yaş) sağlık çalışanlarında 2019 yılı ramazan ayından bir hafta önce ve bir hafta sonrasında katılımcılara sosyodemografik veri formu, Genel Sağlık Anketi ve Kısa Semptom envanteri doldurtularak gerçekleştirildi. Verilerin analizinde SPSS 22 istatistiksel paket program kullanıldı. p<0.05 değeri önemli olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 37’si (%48.1) erkek, 40’ı (%52.0) kadın toplam 77 sağlıklı gönüllü sağlık personeli katılmıştır. Ramazan öncesine göre ramazan sonrasında paranoid düşünce (%23,4’den %14,3’e) ve psikotizm semptomlu (%28,6’dan %19,5’e) denek sayısında istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu saptandı. Katılımcıların Ramazan sonrası obsesif kompulsif belirti ve paranoid düşünce alt ölçekleri ve global indekslerden Rahatsızlık Ciddiyeti İndeksi ve Semptom Rahatsızlık indeksinde, ramazan öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı azalma olduğu gözlendi. Ramazan ayının paranoid düşünce ve semptom rahatsızlık indeksine küçük düzeyde etki gösterdiği saptandı. Erkeklerde Genel Sağlık Anketi ve Kısa Semptom Envanateri alt ölçeklerinden kişiler arası duyarlılık, depresyon, paranoid düşünce ve KSE global ölçeklerin ortalama puanları ramazan öncesine göre ramazan ayı sonrasında anlamlı derecede düşük saptanmıştır. Sonuç: Ramazan orucu sonrası kadınlarda psikiyatrik belirtilerde anlamlı değişiklik gözlenmezken, erkeklerde bazı psikiyatrik belirtilerde iyileşme gözlenmesinin daha geniş örneklem grubunun dahil edildiği çalışımalarla desteklenmesi önerilir.Öğe Combined preoperative thyroglobulin and ACR-TIRADS assessment: implications for fine-needle aspiration biopsy strategy and thyroid cancer diagnosis(Cukurova Univ, Fac Medicine, 2026) Karahan, Dogu; Keskin, Lezan; Mete, BurakPurpose: The aim of this study is to evaluate the relationship of Thyroglobulin (Tg) with the American College of Radiology Thyroid Imaging Reporting and Data System (ACR-TIRADS) and Bethesda and its correlation with malignancy. Materials and Methods: The study included 603 cases. Ultrasonography (US), fine needle aspiration biopsy (FNAB), Tg and anti-Tg results were evaluated retrospectively. Nodules were scored according to the ACR-TIRADS. FNAB results were evaluated according to the Bethesda. The relationship between Tg levels, ACR-TIRADS, and FNAB results was evaluated to determine the risk of thyroid malignancy. Results: The mean age of cases was 50.98 +/- 13.73 (min-max: 18-79). 85.1% of the patients were female. Tg was statistically significantly higher in malignant patients (Bethesda 6). In the ROC analysis, the optimum cut-off value for Tg in predicting malignancy was found to be 245 ng/dL. Mean Tg levels were statistically significantly higher in the TIRADS 4, 5 groups than in the TIRADS 2 and 3 groups. Conclusion: Results showed that Tg is elevated in thyroid nodular disease, especially in malignant nodules. The Tg levels increased in parallel with the ACR-TIRADS malignancy-risk score. If these results are supported by other studies, the evaluation of Tg together with ACR-TIRADS may make an additional contribution to the FNAB decision and the prediction of thyroid malignancies.Öğe Deprem Sonrası Akut Stres Bozukluğu Olanlarda Travma Esnasındaki Çözülmenin, Anksiyete Düzeyi, Algılanan Stres, Anksiyete Duyarlılığı ve Deprem Stresiyle Baş Etme ile İlişkisi(2021) Uğur, Mete; Kartal, Fatma; Mete, Burak; Tamam, Lut; Demirkol, Mehmet EminAmaç: Çalışmamızda, deprem sonrası Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı konulan hastalarda travma esnasındaki çözülmeye anksiyete duyarlılığı, anksiyete düzeyi, algılanan stres ve baş etme stratejilerinin etkisini belirlemeyi amaçladık. Yöntem: ASB tanılı 477 hastaya sosyodemografik veri formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Anksiyete duyarlılığı indeksi-3 (ADİ-3), Deprem Stresi ile Baş Etme Ölçeği ve Peritravmatik Dissosiyasyon Ölçeği (PDEQ) doldurtulmuştur. Bulgular: Travma esnasında çözülme gelişmesinde %31,5’lik değişim anksiyete duyarlılığının bilişsel alt boyutu, %7’si anksiyete, %1 ise algılanan stres ile açıklanmaktadır. Travma esnasındaki çözülme ile anksiyete arasında orta düzey pozitif yönde, algılanan stres arasında zayıf pozitif yönde, olumlu düşünme ile negatif yönde zayıf, sosyal destek arama ile negatif yönde çok zayıf ilişki bulunmuştur. Travma esnasındaki çözülme ile anksiyete duyarlığı fiziksel, bilişsel, toplumsal alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı orta düzey ilişki bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamızdan elde edilen en önemli sonuç; travma esnasındaki çözülme gelişimine en fazla katkıyı anksiyete duyarlılığı bilişsel alt boyutunun yaptığının saptanmasıdır. Anksiyete duyarlılığı yüksek olan kişilerde travma esnasında çözülmenin daha fazla deneyimlenebileceği ve travmadan sonraki süreçte ilerleyen zamanlarda bu kişilerin TSSB riskinin daha fazla olacağını öngörülebilir.Öğe The Relationship Between the Oxytocin Level and Rejection Sensitivity, Childhood Traumas, and Attachment Styles in Borderline Personality Disorder(Korean Neuropsychiatric Association, 2022) Kartal, Fatma; Uğur, Kerim; Mete, Burak; Demirkol, Mehmet Emin; Tamam, LutObjective In this study, it is aimed to investigate the relationship between the oxytocin level and the rejection sensitivity, childhood mental traumas, and attachment styles in patients diagnosed with borderline personality disorder (BPD).Öğe THE RELATIONSHIP BETWEEN GLYCAEMIC INDEX, DAILY ENERGY INTAKE, METABOLIC PARAMETERS, AND BODY COMPOSITION IN THE ELDERLY: A CROSS-SECTIONAL STUDY(Gunes Kitabevi Ltd Sti, 2022) Mete, Burak; Keskin, LezzanIntroduction: This study aimed to evaluate the relationship between dietary glycaemic index, daily energy intake, metabolic parameters and body composition in elderly individuals.Materials and Methods: This is a cross-sectional study that included 198 elderly individuals who applied to the endocrinology outpatient clinic. Participants were asked to record the foods they consumed on three-day diet forms, which would be collected the following week at the time when also the metabolic parameters would be measured and body composition analyses performed at the polyclinic. Nutrient content was recorded with the BeBIS software. The body composition was analysed by using the bioelectrical impedance method.Results: The mean age of 198 people included in the study was 67.78 +/- 2.76 (65-78). HbA1c, insulin and HOMA-IR, visceral adiposity rates, body fat mass and metabolic age were found to be higher in participants with a dietary glycaemic index >= 70, and the effect of the glycaemic index on these parameters was statistically small. The daily energy intake showed a positive correlation with fasting blood glucose, triglyceride and triglyceride-glucose (TyG) index. Both the daily energy intake and glycaemic index showed a weakly positive correlation with visceral adiposity, metabolic age, body fat mass and body mass index. A dietary glycaemic index >= 70 was observed to increase the risk of obesity OR=3.7 times (95% CI=1.72 - 7.94), and the risk of HbA1C higher than 8 to increase OR=3.13 times (95% CI=1.0 - 9.74).Conclusion: An increase in the dietary glycaemic index and the daily energy intake in the elderly results in poor glycaemic control.












