Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • Sistem İçeriği
  • Analiz
  • Talep/Soru
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Gülyüz, Abdulgani" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 9 / 9
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    ChatGPT: “Ebeveyn sağlık okuryazarlığı ve sosyodemografik belirleyiciler: kesitsel bir analiz”
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2026) Arıkanoğlu, Emrullah; Alataş, Cem; Gülyüz, Abdulgani
    Amaç: Bu çalışma, Türkiye’nin doğusunda yaşayan ebeveynlerin sağlık okuryazarlığı düzeylerini belirlemeyi ve bu düzeyleri etkileyen sosyodemografik faktörleri tanımlamayı amaçlamıştır. Özellikle eğitim, gelir ve çocuk sayısı gibi değişkenlerle ebeveynlerin sağlık hizmeti kullanım davranışları arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışma, Temmuz–Ekim 2025 tarihleri arasında Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği’nde yürütülmüştür. Toplam 410 ebeveyn çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (TSOY-32) kullanılarak toplanmıştır. Analizler SPSS 29.0 programı ile yapılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda ANOVA veya Kruskal–Wallis testleri, değişkenler arası ilişkilerde Spearman korelasyon testi, yordayıcı değişkenlerin belirlenmesinde çok değişkenli lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 34,2 ± 7,8 yıl olup, %90,5’i kadındı. Ortalama TSOY-32 puanı 35,7 ± 8,1 idi. Sınıflandırmaya göre ebeveynlerin %19,3’ü “yetersiz,” %28,0’ı “sorunlu,” %35,9’u “yeterli” ve %16,8’i “mükemmel” düzeyde sağlık okuryazarlığına sahipti. Eğitim düzeyi (r = 0,48; p < 0,001) ve gelir düzeyi (r = 0,37; p < 0,001) sağlık okuryazarlığı ile pozitif, çocuk sayısı ise negatif yönde ilişkili bulundu (r = –0,21; p = 0,006). Lojistik regresyon analizinde düşük eğitim düzeyi (OR = 2,41; %95 GA = 1,58–3,65; p < 0,001) ve düşük gelir düzeyi (OR = 1,89; %95 GA = 1,21–2,97; p = 0,004) bağımsız risk faktörleri olarak saptandı. Sonuç: Yaklaşık olarak ebeveynlerin yarısı yetersiz veya sınırlı sağlık okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Eğitim ve gelir düzeyleri sağlık okuryazarlığının en güçlü belirleyicileridir. Bu bulgular, düşük sosyoekonomik düzeydeki bireyleri hedefleyen sağlık okuryazarlığı müdahalelerinin genişletilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Commentary to "Neurophysiological correlates of vitamin D, B12, and folate deficiency in children with primary nocturnal enuresis"
    (Elsevier Ltd, 2026) Gülyüz, Abdulgani
    [Abstract Not Available]
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    “Ebeveynlerin çocuklarda ateş yönetimine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamaları: tek merkezli kesitsel bir çalışma”
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2025) Alataş, Cem; Arıkanoğlu, Emrullah; Gülyüz, Abdulgani
    Amaç: Ateş, çocukluk çağında en sık görülen semptomlardan biridir ve ebeveynlerin ateş yönetimine ilişkin bilgi ve tutumları, pediatrik sağlık hizmetlerinin kullanımını doğrudan etkiler. Bu çalışma, ebeveynlerin ateş hakkındaki bilgi düzeylerini, antipiretik başlama eşiklerini, evde uyguladıkları yönetim yöntemlerini ve acil servise başvuru davranışlarını değerlendirmeyi amaçlamıştır. Yöntem: Bu kesitsel çalışma, Haziran–Eylül 2025 tarihleri arasında Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği’nde yürütülmüştür. Yaşları 0–12 arasında olan çocukların 440 ebeveyni çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemiyle 40 maddelik yapılandırılmış bir anket uygulanmıştır. Veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kategorik değişkenler ki-kare testiyle, çok değişkenli analizler lojistik regresyon yöntemiyle değerlendirilmiştir. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %76,1’i kadındı ve yaş ortalaması 32,4 ± 6,8 yıl olarak bulundu. Ebeveynlerin %92’si ateşin bir savunma mekanizması olduğunu bilmesine rağmen, %64,8’i 38°C ve altındaki sıcaklıklarda antipiretik kullanmaktaydı. Düşük eğitim düzeyi (OR = 1,97; p = 0,006), febril konvülsiyon öyküsü (OR = 2,49; p = 0,003) ve “ateş zararlıdır” inancı (OR = 2,16; p = 0,005) antipiretik tedaviye erken başlamayla bağımsız olarak ilişkili bulundu. Sonuç: Ebeveynlerin ateş hakkındaki bilgi düzeyleri genel olarak yüksek olmasına rağmen, düşük sıcaklıklarda antipiretik kullanımı ve erken acil başvuruları yaygınlığını sürdürmektedir. Düşük eğitim düzeyi ve febril konvülsiyon korkusu, irrasyonel ateş yönetimi davranışlarının temel belirleyicileridir. Hedefe yönelik ebeveyn eğitim programları, gereksiz ilaç kullanımını ve acil başvurularını azaltarak pediatrik sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırabilir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Exploring normal urinary biomarker ratios in a pediatric population: insights into age and gender variations
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2024) Gülyüz, Abdulgani
    Aims: The assessment of urinary biomarker ratios, such as sodium/creatinine (Na/Crea), potasium/creatinine (K/Crea), calcium/creatinine (Ca/Crea), phosphorus/creatinine (P/Crea), uric acid/creatinine (Uric acid/Crea), magnesium/creatinine (Mg/Crea), and sodium/potassium (Na/K), holds significant importance in clinical and research contexts as they offer insights into physiological and pathological processes. This study aimed to establish the normal ranges of urinarymineral ratios across age and gender groups in a Turkish pediatric cohort. Methods: This cross-sectional study was conducted involving 162 healthy children, with ages ranging from 2 to 15 years, at the Department of Pediatrics, Selçuk University. Demographic information, urinary biomarker ratios, and dietary features were recorded. Participants were divided into three age groups (2-5, 6-10, and 11-15 years), and statistical analyses were performed to determine relationships and variations. Results: Gender distribution was uniform across age groups (p>0.05). Urinary creatinine levels stabilized after age 6. The mean urinary Na/Crea ratio was 0.33±0.22 mEq/mg, showing correlations with age and other ratios (p<0.001). Urinary K/Crea ratio was 0.13±0.15 mEq/mg, with significant differences between Group 1 and Group 3 (p>0.05). Urinary Na/K ratio was 3.5±2.4 mEq/mEq and correlated with uric acid and Ca/Crea ratio (p<0.001). Urinary calcium levels were consistent (p<0.001). Ca/Crea ratio correlated with other ratios (p<0.001). Urine P/Crea ratio differed significantly among groups (p>0.05). Uric acid levels differed between Group 2 and Group 3 (p>0.05), while uric acid//Crea ratio correlated with age and other ratios (p<0.001). Conclusion: The findings provide insights into the normal ranges of urinary biomarker ratios in a Turkish pediatric cohort. The results align with previous studies and emphasize the impact of age, gender, and dietary factors on these ratios.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Knowledge level of anaphylaxis management and epinephrine use among health professionals: a cross-sectional evaluation of audiologists
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2026) Kaplan, Fatih; Kaplan, Bilge Kurnaz; Gülyüz, Abdulgani
    Aims: Anaphylaxis is a severe systemic hypersensitivity reaction with sudden onset and rapid progression that can be fatal if early intramuscular epinephrine is not administered. Although audiologists frequently work with pediatric and allergic patient populations, their competence in recognizing and managing anaphylaxis has not been systematically evaluated. The aim of this study was to assess audiologists’ knowledge levels regarding anaphylaxis, to identify critical life-saving knowledge gaps, and to determine independent predictors of correct epinephrine and auto-injector use. Methods: In this cross-sectional study, 189 audiologists completed a 22-item knowledge questionnaire covering the definition of anaphylaxis, triggers, clinical manifestations, first-line treatment, epinephrine administration route and dose, and auto-injector use. A total knowledge score (range: 0-22) was calculated. Three critical outcomes were analyzed separately: knowledge that epinephrine is the first-line treatment for anaphylaxis, knowledge that epinephrine should be administered intramuscularly, and knowledge of the correct epinephrine dose (0.01 mg/kg). Independent predictors were evaluated using multivariable logistic regression analysis. Results: The median total knowledge score was 12 (range: 1-22), and the internal consistency of the questionnaire was good (Cronbach’s α=0.793). Only 50.8% of participants correctly identified epinephrine as the first-line treatment for anaphylaxis, 34.4% knew that epinephrine should be administered intramuscularly, and 42.9% knew the correct epinephrine dose. Awareness of epinephrine auto-injectors was identified as the strongest independent predictor of correct dose knowledge (adjusted odds ratio [aOR] 4.28; 95% CI 1.94-9.46; p<0.001). Professional experience significantly predicted knowledge of intramuscular administration (aOR 1.07; p=0.008). Conclusion: Although overall knowledge of anaphylaxis among audiologists was moderate, only 50.8% identified epinephrine as first-line treatment, 34.4% knew the intramuscular route, and 42.9% knew the correct dose. Awareness of auto-injectors was strongly associated with correct dose knowledge (aOR 4.28). These findings highlight critical gaps in life-saving knowledge and the need for targeted training programs.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Mekonyum aspirasyon sendromu tanılı yenidoğanlarda işitme kaybı sıklığı ve ilişkili faktörler: tek merkezli retrospektif karşılaştırmalı kesitsel bir çalışma
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2025) Gülyüz, Abdulgani; Melekoğlu, Nuriye Aslı; Özdemir, Yasin
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, mekonyum aspirasyon sendromu (MAS) tanısı alan yenidoğanlarda işitme kaybı prevalansını belirlemek ve olası risk faktörlerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem:1 Ocak 2022 – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde yürütülen retrospektif, karşılaştırmalı kesitsel çalışmaya MAS tanılı 91 yenidoğan ve kontrol grubunu oluşturan 14.998 yenidoğan dâhil edildi. Tüm olgular, Joint Committee on Infant Hearing (2019) kılavuzuna uygun şekilde Automated Auditory Brainstem Response (ABR) ile tarandı. İşitme kaybı tanısı, klinik Brainstem Evoked Response Audiometry (BERA) ile ≥60 dB HL eşiğine göre konuldu. Gruplar demografik, klinik ve tedavi değişkenleri açısından karşılaştırıldı. Bulgular: MAS grubunda kalıcı işitme kaybı oranı %2,17 (n=2) iken kontrol grubunda %0,40 (n=60) olarak saptandı. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlılık sınırındaydı (OR: 5,57; %95 GA: 1,31–23,61; p=0,054). MAS grubunda işitme kaybı olan bebeklerde furosemid kullanımı daha yüksekti (OR: 28,67; p=0,086). Hiperbilirubinemi öyküsü ve mekanik ventilasyon kullanımı ile işitme kaybı arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Sonuç: MAS tanılı yenidoğanlarda işitme kaybı prevalansı genel popülasyona göre yüksektir. Bu nedenle MAS olgularında taburculuk öncesi işitme taramasının eksiksiz yapılması, ototoksik ilaç kullanımında dikkatli olunması ve riskli bebeklerin yaşam boyu işitme takibinin planlanması önerilmektedir. Daha geniş örneklemli prospektif çalışmalar, MAS ve işitme kaybı ilişkisine dair kanıt düzeyini güçlendirecektir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Pediatric intensive care admissions for poisoning: a retrospective study
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2026) Arıkanoğlu, Emrullah; Gülyüz, Abdulgani
    Aims: This study aimed to evaluate the epidemiological distribution and clinical course of poisoning cases monitored in the pediatric intensive care unit (PICU) between the years 2023 and 2024 in a tertiary, single-center setting. Methods: This retrospective descriptive study included all cases aged 1 month to 18 years who were admitted to the PICU with a diagnosis of poisoning. Demographic characteristics, poisoning agents, mode of exposure, time of presentation, clinical findings, treatment approaches, need for mechanical ventilation, length of stay in the PICU, and clinical outcomes were obtained from hospital records. Cases with missing data were excluded prior to final analysis. Data were analyzed using descriptive statistics, and limited comparative analyses were performed between accidental and intentional poisoning cases. Results: A total of 235 poisoning cases were evaluated during the study period. Of the cases, 56.3% were female (n=132) and 43.7% were male (n=103), with a mean age of 6.2 years. The most commonly affected age group was 1-5 years. Medications were the leading agents (72.3%), followed by household cleaning products (15.7%) and pesticides (7.2%). Most cases resulted from accidental exposure (76.6%), while intentional self-poisoning was more prominent among adolescents (20.0%). The need for mechanical ventilation was 1% (n=2), and the mean duration of PICU stay was 2.1 days. One case resulted in mortality (0.4%). Clinical improvement was achieved in most patients with supportive treatment. Conclusion: This study demonstrates that medications are the most common agents in poisoning cases admitted to the PICU, that accidental exposures predominate among younger children, and that intentional self-poisoning is more prominent in adolescents. The low mortality rates suggest that early presentation and appropriate intensive care management are effective. The findings contribute to understanding regional epidemiological patterns and highlight the importance of parental education and safe storage practices for poisoning prevention.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Pediatrik yoğun bakımda viral solunum yolu enfeksiyonlarının epidemiyolojisi: Türkiye'den tek merkezli bir çalışma
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2025) Gülyüz, Abdulgani; Poyraz, Nazan; Ataş, Sıla Yaldız
    Amaç: Bu çalışma, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'nde (ÇYBÜ) 2024 yılı boyunca solunum yolu enfeksiyonu tanısıyla izlenen çocuk hastalarda viral etkenlerin dağılımını ve bu etkenlerin klinik parametrelerle ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Retrospektif olarak planlanan bu gözlemsel çalışmaya 1 Ocak – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında solunum yolu enfeksiyonu ön tanısı ile ÇYBÜ’ne yatırılan 257 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan elde edilen nazofaringeal sürüntü örnekleri multiplex PCR yöntemi ile analiz edilmiştir. Hastaların demografik bilgileri, laboratuvar verileri ve klinik seyri kayıt altına alınarak istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular: En sık saptanan viral etkenler rinovirüs/enterovirüs (%36,6) ve RSV (%31,5) olmuştur. Komorbidite oranı %38,1 olarak tespit edilmiştir. RSV enfeksiyonları, rinovirüse kıyasla anlamlı olarak daha uzun yoğun bakım yatışı ile ilişkilendirilmiştir (ortalama 6,8 gün iken rinovirüs grubunda 4,3 gündü, p=0.008). Çoklu regresyon analizine göre yaş, CRP düzeyi ve komorbidite varlığı yatış süresini anlamlı derecede etkileyen faktörler olarak belirlendi (p<0.05). Sonuç: Rinovirüs/enterovirüs ve RSV, ÇYBÜ hastalarında en yaygın viral solunum yolu etkenleridir. RSV enfeksiyonu daha uzun yatış süresi ile ilişkilidir. CRP yüksekliği ve komorbid hastalık varlığı da klinik seyri olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bulgular, pediatrik yoğun bakım yönetiminde hızlı tanı ve risk faktörlerinin göz önünde bulundurulmasının önemini vurgulamaktadır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Prevalence of allergic diseases and associated risk factors in audiologists
    (MediHealth Academy Yayıncılık, 2026) Kaplan, Fatih; Kaplan, Bilge Kurnaz; Arıkanoğlu, Emrullah; Gülyüz, Abdulgani
    Aims: To determine the prevalence of allergic diseases among actively working audiologists in Turkiye and to evaluate the association between allergic diseases and smoking, family history of atopy, and occupational factors. Methods: This cross-sectional study included 220 actively working audiologists across Turkiye. Data on demographic characteristics, smoking status, family history of atopy, and physician-diagnosed allergic diseases (asthma, allergic rhinitis, allergic conjunctivitis, atopic dermatitis, and food allergy) were collected. Respiratory and allergic symptoms were assessed using the core questionnaire of the European Community Respiratory Health Survey (ECRHS). The presence of at least one physician-diagnosed allergic disease was defined as the primary outcome. Factors associated with allergic disease were analyzed using univariable and multivariable logistic regression models. Results: The mean age of participants was 31.2±6.4 years, and 68.2% were female. Among all participants, 27.3% were current smokers and 41.8% reported a family history of atopy. At least one physician-diagnosed allergic disease was present in 35.9% of audiologists. The most common conditions were allergic conjunctivitis (24.5%), allergic rhinitis (21.8%), and atopic dermatitis (18.6%). Wheezing during the past 12 months was reported by 31.8% of participants, nocturnal respiratory symptoms by 29.5%, and current asthma medication use by 16.8%. In multivariable analysis, smoking (adjusted OR=1.77; 95% CI: 1.04–3.01; p=0.034) and family history of atopy (adjusted OR=1.75; 95% CI: 1.03–2.98; p=0.038) were independently associated with the presence of allergic disease. Conclusion: Allergic diseases and respiratory allergic symptoms are common among actively working audiologists in Türkiye. Smoking and family history of atopy are independent risk factors for allergic disease. These findings highlight the need for early recognition of allergic conditions, smoking cessation, and preventive strategies to reduce occupational exposures in this professional group.

| Malatya Turgut Özal Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Malatya Turgut Özal Üniversitesi, Malatya, TÜRKİYE
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez Ayarları
  • Gizlilik Politikası
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri Bildirim